
“Bir sorunun bir başka sorudan daha önce sonuçlandırılması gerektiği neye göre kararlaştırmalı diye sorulursa, gerektirdiği eylemlere göre, diye yanıt veririm. Hiç kimsenin varlıkbilimsel bir kanıt uğruna öldüğünü görmedim…”
Hareket halindeki aracın içindeydim. Dışında olamazdım. Oturuyordum çünkü. Ayakta da değildim. Nereye gitmek için binmiştim? Büyük olasılıkla, olduğum yerden başka yere gitmek için. Ortalama hızla gidersek otuz dört dakika sonra altmış dakika önce bulunduğum yerden uzaklaşmış olacaktım. Yirmi altı dakikadır yoldaydım. Biri beni durdurmalı. Ben bir La Palisse bağımlısıyım. Bir şey oldu: Sol cebimde, titreşim halinde bıraktığım telefonum çalmaya başladı. Sonrasını hatırlayamıyorum. Denesem de olmuyor.
“…Önemli bir bilimsel gerçeğe varmış olan Galilei, bu gerçek yaşamını tehlikeye sokar sokmaz büyük bir rahatlıkla dönüverdi ondan. Bir bakıma iyi de etti. Uğrunda yakılıp ölmeye değmezdi bu gerçek. Dünya mı Güneş’in çevresinde döner, Güneş mi Dünya’nın çevresinde, hiç mi hiç önemi yok bunun. Kısacası değersiz bir sorun…”

Koşmaya başladığımı farkettim! Yürümeyi bıraktığım yerden uzaklaşmışım. Kaçıyor muyum? Hayır kaçmadığımı biliyorum. Bu aralar aklım karışık. Çıkarım yapamıyorum. Demek ki kaçıyorum. Dur bir dakika, nefes al ve düşün: Önünden ilerleyerek saatlerdir takip ettiğim kişi tarafından kovalanmak da ne demek? Öncelikle şu soruya bir cevap ver: Önden ilerleyerek takip etmek? Takip edilen kim? Arkamda. Yine ne yapıyorum? Ne haldeyim? Yürüyordum, manzara ve dünya yavaştı, şimdi ise hızlı. Diğer bir anlatımla tarif etmeye çalışayım: Koşuyorum, kaçmıyorum. Yine o kız! Beni hep böyle yapıyorsun, paramparça.
“…yaşamın yaşanmaya değmediği düşüncesine vardıkları için ölen nice insan görüyorum. Çelişkin bir biçimde, kendileri için bir yaşama nedeni olan (yaşama nedeni denilen şey, aynı zamanda çok güzel bir ölme nedenidir de) düşünceler ya da düşler uğrunda ölüme giden başka insanlar görüyorum. Böylece ivedilikle yanıtlanması gereken sorunun yaşamın anlamı olduğu yargısına varıyorum….”
Saygılarımla.
Bir önceki paragraf olmadı. Bir yazgısı var. Sonda olmalı. Hep böyle değil miydi? Kim ki bildi bir daha asla öğrenemedi. Taktım ben o paragrafa. Orada olmamalı.
Yine o kız! Hala aynı yerde. Üçüncü defadan sonra aynı yöne gitmemeliydim. Sanırım olduğum yerde dönüyorum.
Bornova’dayım. Oradan çıkıp Güzelbahçe’de mandalina ağaçlarının altında kahvaltı yapıyorum. Balkon çok önemli, büyük olmalı. Kordonda yürüyorum şimdi, son vapurla ve elimde yollukla sabaha kayboluyorum. İmbatı hissediyoum… Bir zaman sonra bütünleşiyorum. Korkuyorum bu şehirden: Ben İzmir’im.

Şimdi de Kumbaracı Yokuşu’ndayım. Korktuğum, sevdiğim İstanbul’da kaybediyorum. Kayboluyorum. İstanbul’u kazanıyorum. Ama her zaman İstanbul kazanıyor. Sokağın komşusu, aralarında İstiklal nehri, beni çağırıyor. Gidiyorum, kayboluyorum. Ben İstanbul’um.
Nihayet Ankara’dayım. Ya çiçekçilerin olduğu sokaklardan geçersin ya da çiçek isimli sokaklardan! Kimse seni görmez kimse seni sevmez. Ne yaparsan yap farkedilemezsin. Düzeni nedeniyle kaotik şehir. Sevgili orada sevildi. Çok hastaydı, hava sıcaktı. Anlar hep hatırlandı, bir daha yaşanmayacağı başından belli değildi. Mavi uğur böceği uçarken arkasından bakakalındı. Ben hep Ankara’ydım.
Yüksek sesle müzik dinliyorum. Sherly, neden o yıllara saplandım bana söyle lütfen. Gün geçmiyor ki yeni bir etki alanına girmeyeyim. Şimdi de sosyal medyanın mahalle baskısı altındayım. Artık bir silgiyim. Temsili silgi, arı maya resimli, kokulu ve yenen silgi!
Bugün uyumadan önceki benim, uyanığım! Her şey değişmiş.
Sorarım sana meçhul kız : Burada günlerden Perşembe. Orada da Perşembe mi? Aynı zamanı mı yaşıyoruz? Yakalamak ya da yakalanmak için hayati ve cevaplanması gereken bir soru.
Nihayet yağmur yağmaya başladı. Anlaşılan gökten su düşecek üzerimize ve hiçbir şekilde bundan kaçamayacağız. Bir şekilde bunun bir önlemini almalıyım. Nereye saklanabilirim? Üzeri kapalı bir yer bulmam gerekiyor. Olamaz! Peki kovaladığım adam üstü açık bir yere doğru kaçarsa? Ben yağmurdan kaçmış olurum; o da benden kaçmış olur! Fakat istediğim cevap bu değil. Bu kadar zor bir problemi çözmek neden hep bana düşer?
“….Nasıl yanıtlamalı bunu? Bütün temel sorunlar üzerinde –kişiyi başkalarını öldürtmeye yönelten ya da onun yaşama tutkusunu on katına çıkaran sorunları söylemek istiyorum- yalnız iki düşünce yöntemi bulunabilir; La Palisse yöntemiyle Don Quichhotte yöntemi. (Camus, Le Mythe de Sisyphe)”
blog comments powered by Disqus

