
Başkalarına karşı hoş görünmek için üretilmiş palavralar en çok fikir fukaralarının ağzına yakışır. Çünkü onlar, kendilerini savunacak ve antitezlere itiraz kabilinden düşünce üretecek yetilerden mahrumdurlar. Yegane gaileleri başkaları tarafından alkışlanmak ve konumlarını muhafaza için her hangi bir çatışmaya mahâl bırakmamak olduğundan, dillerine pelesenk ettikleri palavralarla devamlı surette vaziyeti kurtarma telaşındadırlar. Eğer muhatapları onlara, taşıdıkları fikirlerin gereksizliğini ve bayağılığını hissettirirlerse savunma mekanizmaları devreye girer ve malum cümle dillerinden dökülür: “Ben sizin düşüncenize saygı duyuyorum; siz de benimkine saygı duyun.”
Bu yaklaşımın bir başka penceresi de “beni dinlemek zorundasınız” cümlesine açılır. Bu yaklaşımı doğuran, dinlenilmeye değer bir düşünceye ve düşünce olgunluğuna sahip olamayanların içine düştükleri zavallılıktır. Herkesin konuşma hak ve özgürlüğünün varlığı tartışılamaz; ancak kimsenin kimseyi dinleme mecburiyeti olmadığı da muhakkaktır. Hani çoğu zaman karşılaştığımız “kumanda elinde, istediğin kanalı seç” önerisinde belirginleştiği gibi. Ne var ki bu durum hiç kimseye, “konuşan” kişiyi konuşmaktan men edecek bir davranış özgürlüğü de vermez.
Sözünü ettiğim iki yaklaşımın asıl bileşkesinde mevcut olan gerçek değer, insanların ifade özgürlüğüdür. İnsanlar elbette -birikimlerinin el verdiği nitelikte- sarf edecekleri cümlelerle düşüncelerini ifade özgürlüğüne sahiptirler. Akıllıca ve hakları olmayan şey, düşüncelerini ifade ederken “saygı” ve “dinlenilme” beklentisine girmeleridir. Çünkü bu iki eylem de karşılarındakilerin özgürlük alanı dahilindedir ve tercihe bağlıdır.
Voltaire, -yaklaşık olarak- “sizinle aynı düşüncede değilim fakat düşüncelerinizi savunma özgürlüğünüz için birlikte savaşmaya hazırım” derken asıl gerekliliğin altını çizmiştir. Olması gereken budur ve başka şey de değildir.
O nedenle herkes bilmelidir ki; saygıya değer bir düşüncenin sahibi olmamak nasıl ahmaklıksa, tiksindiğimiz bir düşünce karşısında “düşüncenize saygı duyuyorum” demek de o derece ahmaklık, budalalık ve asıl itibariyle riyakarlıktır.
Bu çerçevede, özgürlüğün tayin edilmiş bir alanı olmadığına inanarak hezeyanlarını düşünce diye takdim etmeye çalışan ve buna karşılık saygı ve dinlenilme beklentisi içerisine giren fikir fukaralarına söylenecek fazla söz yoktur:
Düşüncenize saygı duymuyorum. Eğer düşüncenizi saygıya değer bulsaydım sizin gibi düşünürdüm. Bu durum, düşünce özgürlüğünüze müdahale olabilecek bir şekle bürünmedikçe bende varlığını sürdürecektir. Siz de beni dinlemek zorunda değilsiniz; ama sesimi gürültüyle bastırmak gibi bir hakka sahip olmadığınızı da biliniz.
blog comments powered by Disqus


